DOLAR
49,63 ₺
EURO
55,65 ₺
STERLİN
66,25 ₺
ALTIN
2.580,00 ₺
BITCOIN
93.500 ₺
FAİZ
50,00%
Gündem Politika Ekonomi Analiz Dünya Röportaj Spor Türk Dunyası Yalova Haber
Menü
Dil
Türkçe İngilizce

YALOVA YENİ PARTİ ÖN SEÇİMİNDE NEDEN KRİZ SÜSÜ VERİLMEĞE ÇALIŞILDI?

Hasan Öztürk’ten adaylık sürecine “mesuliyetsizlik” eleştirisi…

|

Ancak tartışma yalnızca başvuru saatinden mi ibaret, yoksa yaşananlara neden kriz görüntüsü kazandırılıyor?

Yalova Yeni Parti İl Başkanlığı ön seçimi tamamlandı. Mevcut İl Başkanı İsmayıl Erdem Doğancı ile yarışması beklenen Gürkan Tekin’in başvuru süresini kaçırması üzerine seçim tek adayla gerçekleştirildi. Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, yaşananları “mesuliyetsizlik” olarak nitelendirirken, ön seçim sürecinin kamuoyuna yansıma biçimi de ayrı bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Ancak burada asıl mesele, yaşananları doğrudan bir kriz olarak tanımlamak değil; bir adaylık meselesine neden kriz süsü verildiğini ve bu yaklaşımın arkasında hangi siyasi hesapların bulunabileceğini sorgulamak...

Çünkü bir adayın başvuru şartlarını yerine getirememesi başka, bu gelişmenin parti içinde büyük bir sorunmuş gibi sunulması başkadır. Yalova’da yaşanan süreci değerlendirirken, olayın kendisiyle olayın etrafında oluşturulan siyasi anlatıyı birbirinden ayırmak gerekiyor.

ADAYLIK DUYURUSU VARDI, YARIŞ BEKLENTİSİ VARDI; SONUÇTA TEK ADAY KALDI

Ön seçim öncesinde Gürkan Tekin’in aday olacağını duyurması ve hazırlattığı afişleri basın mensuplarıyla paylaşması, Doğancı ile yarışacağı yönünde bir beklenti oluşturdu... Ancak adaylık sürecinde gerekli başvurunun belirtilen süre içinde tamamlanamaması nedeniyle seçim tek adayla yapıldı.

Bursa Milletvekili Hasan Öztürk’ün aktardığına göre, toplantının saat 12.00’de başlaması planlandı. Olası bir başvuru ihtimali nedeniyle saat 12.20’ye kadar beklendiği, Tekin’in ise toplantı sona erdikten sonra, saat 13.00'da başvurduğu belirtildi.

Öztürk, adayın gecikeceğine ilişkin önceden herhangi bir bilgilendirme yapmadığını ifade ederek süreci eleştirdi.

HASAN ÖZTÜRK: “BU, PARTİLİLERE KARŞI BİR MESULİYETSİZLİK”

Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, adaylık sürecinde yaşananları yalnızca bir zamanlama hatası olarak görmediğini ortaya koydu. Öztürk’e göre, il başkanlığı gibi önemli bir göreve talip olan kişinin toplantıya zamanında katılması ve kendisine destek veren partililere karşı sorumluluk göstermesi gerekiyordu.

Öztürk’ün değerlendirmesinde öne çıkan sözler şöyleydi: “Siz Yalova İl Başkanlığı gibi kritik bir makama adaysanız, oraya saat 11.00’de gelen ilk kişi siz olmalısınız. Geç kalacağınıza dair bir telefon dahi etmeden toplantı bittikten sonra gelmek, hem oraya saatlerdir beklemeye gelen üyelere hem de size imza veren partililere karşı bir ciddiyetsizlik ve mesuliyetsizliktir. Kurallar demokrasiyi daraltmak için değil, herkes için eşit ve şeffaf bir zemin oluşturmak için vardır.”

Öztürk ayrıca, ön seçime katılamayan bir adayın ilerleyen tarihlerde yapılacak resmî il başkanlığı seçiminde de aday olamayacağını belirtti. Bu değerlendirme, ilgili tüzük ve adaylık hükümleri çerçevesinde ele alınması gereken bir konu.

Milletvekilinin açıklaması, adayın sorumluluğu üzerinden şekillenirken, sürecin bütününe ilişkin soruların da yanıtlanması gerekiyor. Zira kurallara uyulması kadar, kuralların nasıl uygulandığının şeffaf biçimde ortaya konulması da siyasi güven açısından belirleyicidir.

YAŞANAN BİR ADAYLIK MESELESİNE NEDEN KRİZ SÜSÜ VERİLMEĞE ÇALIŞILDI?

Yalova’daki ön seçim sürecinde dikkat çeken noktalardan biri, yaşananların nasıl çerçevelendiği. Bir adayın başvuru saatini kaçırması ve seçime tek adayla gidilmesi, kendi başına açıklanabilir bir süreçtir. Ancak bu olayın çevresinde oluşturulan tartışmanın boyutu, meselenin neden bu kadar büyütüldüğü sorusunu gündeme getiriyor.

Ortada gerçekten bir kriz yoktu. Gerçi hiç adaylık için idda eden kimse de yoktu... 

Adaylık sürecine ilişkin dikkat çeken bir başka ayrıntı da Gürkan Tekin’in sosyal medya faaliyetleri.

İncelenen hesabında son paylaşımın 2025 yılında CHP’nin 13. Kongresi’nden bir fotoğraf olduğu görüldü. Bu durum, adaylık iddiasının kamuoyuna yansıması ile adayın dijital platformlardaki görünürlüğü arasında bir karşılaştırma yapılmasına neden oldu.

Elbette sosyal medya hesabının pasif olması, tek başına bir kişinin siyasi yeterliliğini veya adaylık ciddiyetini belirleyen ölçüt değildir. Siyasi çalışmalar yalnızca dijital platformlardan ibaret de değildir.  Ancak bir siyasi makama talip olan kişinin kamuoyuyla iletişimi, örgüt çalışmaları ve adaylık hazırlıkları birlikte değerlendirilmeli değil mi? Bu açıdan sosyal medya görünürlüğü, ancak diğer somut bilgilerle desteklendiğinde anlamlı bir değerlendirme unsuru olabiliyor...

Peki, adaylık sürecine de kriz süsü verildiği gibi, sadece bir görüntü mü kazandırılmak istendi?

SEÇİLMİŞLER GÖREVDEN ALINIRKEN SEÇMENE HANGİ GÜVENCE VERİLEBİLİR?

Hasan Öztürk’e yöneltilen sorular yalnızca Yalova’daki ön seçimle sınırlı kalmadı. Türkiye’de seçilmiş kişilerin görevden alınması ve yerlerine başka isimlerin atanması örnekleri üzerinden, seçmen iradesinin nasıl korunacağı da gündeme getirildi.

Röportajda Öztürk’e şu soru yöneltildi: “Bugün gelip oy veren insanlara, sizin seçtiğiniz kişi bu görevde kalacak diyebiliyor musunuz? Bir milletvekili olarak bu güveni verebiliyor musunuz? Vatandaşa sandığa gitmesi ve iradesini ortaya koyması çağrısı yapılırken, seçtiği kişinin görevini sürdüreceğine ilişkin güvence nasıl sağlanacak?"

Öztürk, ciddi bir hata veya yanlış söz konusu olmadığı sürece seçilmiş kişilerin görevlerinde kalması gerektiği yönündeki yaklaşımını dile getirdi. Bu konudaki güvenin süreç içinde, uygulamayla görüleceğini belirtti.

Ancak seçmen iradesinin korunması, yalnızca siyasi bir güvence vermekle tamamlanabilecek bir mesele değil. Seçilmişlerin görevden alınmasına ilişkin hukuki şartların açık olması, işlemlerin hukuka uygun yürütülmesi ve seçmenin iradesinin keyfî kararlarla etkisizleştirilmemesi gerektiği de gözardı edilmemeli...

“GERİYE BAKMIYORUZ” AMA EKREM İMAMOĞLU GÜNDEMİN DIŞINDA DEĞİL...

Röportajın bir diğer önemli başlığı, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun siyasi konumuydu.

Öztürk’ün “Artık geriye bakmıyoruz” sözleri hatırlatılarak, geride bırakıldığı ifade edilen siyasi süreçte İmamoğlu’nun da bulunduğu vurgulandı. Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’nun siyasi mahkûm olarak nitelendirilmesine ilişkin yaklaşımı üzerinden, Öztürk’ün bu konudaki görüşü soruldu.

Öztürk, “Geriye bakmıyoruz” ifadesinin Ekrem İmamoğlu’nu geride bırakmak anlamına gelmediğini belirtti. İmamoğlu’nun savunmasının ve haklılığına ilişkin siyasi değerlendirmelerinin farkında olduklarını ifade ederek, demokrasi mücadelesinin devam ettiğini vurguladı.

Öztürk’ün yanıtında öne çıkan mesaj, geçmişteki siyasi gelişmelerin unutulması değil; halkın egemenliğinin ve seçimle belirlenen yönetim iradesinin yeniden tesis edilmesi yönündeki mücadelenin sürdürülmesiydi.

Bu açıklama, “geriye bakmamak” söyleminin sınırlarını da ortaya koyarak, siyasi mücadelede yeni bir döneme yönelmek, geçmişte yaşananları veya hâlen devam eden demokratik tartışmaları yok saymak anlamına gelmediğini göstermiş oluyor. 

Görünen o ki, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi konumu da bu çerçevede en azından Yeni Parti için gündemdeki yerini koruyor...

ÖN SEÇİMİN ARKA PLANI VE DEMOKRASİ SÖYLEMİNİN SINAVI...

İtiraf edelim ki, Yalova’daki ön seçim tartışması ile seçilmişlerin görevden alınması ve Ekrem İmamoğlu hakkındaki değerlendirmeler, birbirinden farklı siyasi ve hukuki başlıklardır.  Bunları aynı kefeye koymak doğru olmaz. Ancak her üçünde de kuralların işleyişi, siyasi sorumluluk ve temsil iradesi tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Bir tarafta adaylık sürecinin belirlenen kurallara uygun yürütülmesi ve adayların sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Diğer tarafta ise seçmen iradesinin korunması ve siyasi süreçlerin kamuoyuna açık biçimde açıklanması önem taşıyor.

Yalova’daki olayın neden kriz görüntüsüyle sunulmak istendiği sorusu da bu nedenle yanıtsız bırakılmamalı. Gerçekten yaşanan bir usul tartışması mı büyütüldü, yoksa olayın kamuoyundaki yansıması başka bir siyasi anlam mı kazandı? Bu sorulara yanıt verebilmek için tarafların açıklamaları, süreçte alınan kararlar ve mevcut belgeler birlikte değerlendirilmelidir.

 

 

 

Yazar: Ülker Fermankızı

Son haberler